KİM KİMİNLE NEREDE - WHATEVER WORKS



WOODY ALLEN TEKRAR NEW YORK’TA 


YÖNETMEN: WOODY ALLEN
OYUNCULAR: LARRY DAVID, EVAN RACHEL WOOD 



Woody Allen son filmi ‘Kim Kiminle Nerede’ ile nevrotik büyük kent insanının dünyasına yeniden geri dönüyor. Bu karakterlerini yaşattığı New York sokaklarına yeniden kavuşuyor.


Yönettiği son üç filminde Maç Sayısı, Cassandra’nın Rüyası, Vicky Barcelona' da Avrupa kıtasına göç eden Allen’i, kendisinden çok da alışık olmadığımız konularda haşır neşir olurken izledik. Maç Sayısı ve Cassandra’nın Rüyası'nda da polisiye türüne göz kırpan Allen, Barcelona’da Avrupa hayranlığını yaşayan Amerikalılar ile dalgasını geçiyordu. Egosantrik, mizantropik  arayış içindeki New York bunalmışlarından artık vaz mı geçti derken ‘Kim Kiminle Nerede-Whatever Works’ geldi ve ben, şahsen huzur buldum. Onu bu evrende tanıdık, sevdik. Huysuz entelektüeller, şişik egolar, burjuvanın iki yüzlü dünyasını beyazperde de onun kadar keskin ve eğlenceli eleştiren kimse olmadı denilebilir.

Bu kez alter egosunu Larry David oynuyor. Seinfeld ve Curb Your Enthusiasm gibi TV dizilerinin yaratıcısı olan David yazdıkları, oynadıkları ile Allen’in adeta bire bir kopyası. Çevresi ile uyumsuzluk yaşayan, mesleği olan fizik profesörlüğünü de terk etmiş olan Boris Yelnikoff karakteri tam bir New York nevrotiği. Standart olan her şeyi eleştirirken, kendi standartlarını oluşturmakta zorlanan yaşamın her türlü sırrını fiziğin kuralları içinde açıklamak için çırpınan işin komiği çözdüğüne inanan kibirli bir adam. Buna karşın iki kez başarısız intihar girişimi yapıyor. Felsefe profesörü, lokantacı, yazar, fotoğrafçı gibi elit sınıfa ait arızalı tiplerle dolu bir çevre. Kısacası Woody’den görmeğe alıştığımız takıntılı bir karakteri oynuyor David. Sadece onun kadar sempatik gözükmüyor.

Film, tamamen teatral bir havada akıyor. Boris sık sık seyirciye dönerek içini döküyor. Bu muhabbet ortamı her şeyin bir oyun olduğunu hatırlatıyor izleyene. Allen, muhafazakar kesime bilhassa Cumhuriyetçilere olan eleştirilerini her zamanki şiddetinde sürdürüyor.

Kısaca Woody Allen geçmiş dönemdeki New York filmleri kadar formunda olmasa da, yine klasik üslubunu koruyan, eğlendirmeyi garantileyen bir filme imza atmış.

Kırık Kucaklaşmalar - Los Abrazos Rotos

KIRIK AŞKLAR, KIRILMIŞ YAŞAMLAR

 
Yönetmen ve Senarist: Pedro Almadovar
Oyuncular: Penelope Cruz, Lluis Homar, Blanca Portillo, Jose Luis Gomez



Pedro Almadovar melodram türünü, hayatın gerçeklerini, acı ve tutkularını anlatan öyküler ile harmanlayan nevi şahsına münhasır bir yönetmendir ve değişmeyen bir sinema dili vardır.

Bilmediğiniz, herhangi bir filminden seyredeceğiniz rastgele bir kaç sahneden Almadovar olabileceğini kolaylıkla tahmin edersiniz. Kırmızı renkli bir kadifeye benzer filmleri. Kadife kadar yumuşak, dökümlü ve kışkırtıcı. Tutku, şehvet, kişisel sırlar, aldatışlar, saklı geçmişler, ailenin bir araya gelmesi veya dağılması, ölüm, geriye dönüş, kıskançlık, yalnızlık onun karakterlerini bekleyen akıbetlerdir. Aşk onun için şehvet ve tutku arasında gidip gelen bir tramvaydır. Filmleri sinema sanatına göndermeler ile doludur. ‘Sinema insan yaşamının boşluklarını dolduran, yalnızlığını unutturan bir nesnedir’ der söyleşilerde. Öyküleri ise onun bu iyimser söylemini yalanlar cinsten sert, acımasız, ölümcül yaşamları resmeder. En umulmadık anda ortaya çıkan bir öldürme, insanların yaşamını aniden tersine çevirir. Öldürme sahneleri şematik, ritüalize edilmeden duygudan arınmış olaylar olarak yansır perdeye. Öldürme anının şiddeti onun ilgilendiği bir mevzu değildir. O sadece sebep/sonuç ilişkisi için öldürtür karakterlerini. Tutkunun doyumsuzluğu, cinselliğin sonsuz labirenti içinde tüm kontrolü yitirtir karakterlerine. Her filminin omurgası vazgeçemediği melodramik temeli korur. Her şey onun üzerine inşa edilir. Komedi, gerilim, tutku melodram ile birleşir. Bazı sahneleri TV dizilerinin kitsch görüntülerini andırır. Makyajlı, frapan kadınlar oturup seks, aldatma üzerine geyikler yapar. Kırmızı başta olmak üzere tüm cafcaflı renkleri kullanmayı sever. Olay akışı ara sıra bir Yeşilçam filmi gibi seyreder.

Almadovar’ın son filmi ‘Kırık Kucaklaşmalar’ onun türüne alışkın seyirciyi memnun etmeye yetecek doza sahip. Geçmişteki yaşamını silmiş artık kör bir yönetmen, erkekleri tutkuyla kendisine bağlayan ve kullanan güzel bir kadın, yaşamını bir erkeğe adamış arka planda kalmış diğer bir kadın ve kadınını kaybetmemek için her şeyi yapmaya hazır kıskanç ve ihtiraslı bir adam. Üstadın sevdiği tüm hasletleri yaşayan dört karakter. Mateo Blanco, takma Harry Caine (Lluis Homar) adıyla filmlere senaryolar yazan kör bir adamdır, aynı zamanda yapımcısı olan sadık arkadaşı Judith‘in yardımlarıyla yaşamını sürdürmektedir. Judith’in oğlu Diego ona senaryo yazımında yardımcı olmaktadır. Bir gün çıkagelen bir adam onun tüm yaşantısını geçmişine götürür. 14 yıl önce yaşanmış ve artık çekmecelerdeki resimlerde, video karelerinde yaşayan bir aşkı anımsatır. O zamanlar ünlü bir yönetmendir Mateo. Bir filminde oynatmak için seçtiği, zengin bir adamın metresi Lena (Penelope Cruz) ile yaşadığı tutkulu aşk tüm yaşamını değiştirmiştir.

Adı gibi kırık bir aşk öyküsü farklı zaman dilimlerine yaptığı atlamalar ile birleştirilerek anlatılıyor seyirciye. Dağınık yapıyı çoğunlukla resimler ve video kayıtları bir araya topluyor. Film genelde film setinde geçiyor. Film içinde film anlatımın temel dokusu oluyor. Almadovar’ın sinema aşkını bir kez daha kör bir yönetmenin kişiliğinde vurguladığı bir öykü. Öykü, karakterlerinin bir yanını hep karanlıkta bırakırken, gerilimli bir atmosfer yaratmayı da ihmal etmiyor.

Almadovar ile dördüncü filmini çeviren Penelope Cruz, muhteşem bir Femme Fatale oynuyor. Fiziği ve oyunculuğu karakterin tüm dünyası ile örtüşüyor. Cruz, İspanya’ya ait filmlere çok daha fazla yakışıyor ve daha iyi oynuyor. Hollywood yapımlarındaki turist duruşu ortadan kalkıyor.

Sinematografisinde ortalama bir Almadovar filmi olarak sıralanabilinir ‘Kırık Kucaklaşmalar’. Yine de onun sinema üslubunu layıkıyla yansıtan demirbaşların önemli bir bölümüne sahip. Birbirinden farklı duygusallığı yansıtan üç ayrı sevişme sekansının inceliğini yakalayabilmek için bile seyretmeye değer.

VAVİEN


 

YÖNETMEN: YAĞMUR VE DURUL TAYLAN
SENARYO: ENGİN GÜNAYDIN
OYUNCULAR: ENGİN GÜNAYDIN, BİNNUR KAYA, SETTAR TANRIÖĞEN, SERRA YILMAZ.



 
Birçok filozof sanatın doğanın taklit edilmesi sonucu doğduğunu iddia eder. Öykünmek bu durumda sanatın vazgeçilmez bir parçasıdır demek yanlış bir tanımlama olmuyor. Ufak ayrıntılar yerli yerine oturduğu zaman öykünülen her eser yepyeni bir karaktere bürünebilir.

Taylan Kardeşler kendileri gibi kardeş olan Coen’lerden öykündükleri bir küçük kasaba hikayesinde, ayrıntıları ustaca işleyerek başarılı bir filme imza atmış. Sıradan insanların yaşamından çıkarılan bir dilim sade, sessiz fakat nereye gideceği merak edilir bir dille anlatılıyor.

Sinemamızda kara komedilere sık rastlanmaz, hele incelikle çevrilmiş olanı yoktur bile denilebilir. Taylan kardeşler bu türün en büyük özelliği olan komedi ve gerilim arasındaki çizgiyi mükemmel çiziyor. Her karakterin bir yanını gölgede bırakıp sonraki adımı merak edilir hale dönüştürmeyi başarıyor. Öykünün çok sert iniş çıkış içermemesi bu yüzden akışın tekrarlara sığınması bile oyuncuların dört dörtlük performansları ile göz ardı edilebilir bir hale dönüşüyor.

Avrupa Yakası’nın Burhan Altıntop’u Engin Günaydın bu kez yaşamından daha doğrusu evliliğinden mutlu olmayan bir adamı kendine özgü üslubunda mükemmel canlandırıyor. Ciddiyet ve gülünç olma sınırında trajikomik bir karakteri onun stilinde oynamak her oyuncunun başarabileceği bir iş değil. Canlandırdığı Celal karakteri esasında seyircinin nefret edebileceği kötülüğün karanlık tarafına geçmiş bir karakter. Coen’lerin ünlü Fargo (1996) filminde karısını kayınpederinden fidye koparabilmek için kaçırtan şaşkın damat Jerry bir Lundegaard (William H.Macy) karakterine yakın duran kötü bir koca. Tek handikapı seyircinin onu görünce otomatikman gülmeye hazır olması. Diğer taraftan bu durum oynadığı karakterin antipatik olma yüzdesini düşürüyor.

Senaryosunu Engin Günaydın’ın yazdığı Vavien’de diğer dikkat çeken performans Binnur Kaya’nın oynadığı Sevilay karakteri oluyor. Kocasının ağzının içine bakan, onun yaptıklarını yüzüne söyleyemeyen, içini yakın arkadaşlarına döken küçük Anadolu kasabasının ezik kadını. Babasının Almanya’dan gönderdiği paraları kocasından gizli biriktirmesi en büyük sırrı. Celal’in tüm aşağılamalarını aile gelenek ve görenekleri çerçevesine sokarak, göğüs geriyor. Kadın seyircilerin hemen sempatisini kazanan bir karakter oluyor Sevilay. Gerçekte bu kadar az karakter ile bir filmi götürmek ancak oyuncuların mükemmel performansları ile olabilirmiş. Ve bu da oluyor.

Kasaba yaşantısının sıkışmışlığını, tek düzeliğini yansıtmayı başarıyor Vavien. Herkesin herkesi izlediği, sosyal yaşantının piknik ile sınırlandığı sıkıcı bir yaşam. Mekan olarak seçilen Tokat’ın Erbaa (Tokat Günaydın’ın memleketi) ilçesi mükemmel bir seçim olmuş.

Filme baştan sona hakim kara mizahın daha sert, daha sürpriz bir final yapması beklentimdi. Sanki öyle bir finale cesaret edilememiş, standart katarsis duygusu tercih edilmiş gibi duruyor. Sade öyküleri anlatmak zor bir iştir ve Vavien ekibi bunun üstesinden gelmeyi başarıyor.

Seyircinin ilgisini fazlasıyla hak eden bir film Vavien.